GÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM
Ayla, Müslüm ve Çiçero gibi beğeniyle karşılanan filmlerin yapımcısı Mustafa Uslu ile bir söyleşi gerçekleştirdik

Türk sineması, 70 ve 80’li yıllarda Yeşilçam dönemiyle yurt çapında ulaştığı zirveden sonra günümüzde de incelikle işlenmiş kurguları, yetenekli yapımcı ve yönetmenleriyle dünyaya açılıyor. Ardı sıra vizyona giren ve ses getiren yapıtlarıyla günümüz Türk sinemasının başarılı yapımcısı Mustafa Uslu hem Türk sinemasına hem de kendi filmlerine dair yönelttiğimiz soruları yanıtladı. Uslu, “Ülkemizde daha önce benzeri bulunmayan işlere imza attım ve atmaya da devam edeceğim.” dedi.

Film sektörüne girişinizden bahseder misiniz? Bu alanı seçmenizin altında yatan nedenler neydi?

GÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM - SÖYLEŞİ - Mono – Ortadoğu Holding Kurumsal İletişim MecrasıTürk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaptığım dönemde, bir yandan da reklam senaryoları yazmaya başlamıştım. Askerliğim esnasında omuriliğime çok yakın bir yerden kurşun yarası aldım. Bu durumun ardından beni, zorlu bir tedavi süreci bekliyordu. Tedavimin tamamlanmasının akabinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılarak kendi şirketim olan “Dijital Sanatlar”ı kurdum. Önce reklam filmleri ve müzik klipleri çekmeye başladım daha sonraları ise sinema filmlerine yöneldim. Bu arada Nefes filmini de askerdeyken yaşadıklarımdan ilham alarak çektim. Nefes’in ardından Ayla, Müslüm, Çiçero ve Türk İşi Dondurma filmleri geldi. Bu sektörü seçmemde özellikle annemin çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Çünkü çocukluğumda hep annemle birlikte sinemaya gider, Türk filmleri izlerdik. Şimdi ise beni sinemaya yönelten en büyük etkenlerden biri olan annemin adına Melek Sinemalarını açtım. Aynı isimle yeni sinema salonları açmaya da devam ediyorum.

Türk sinema sektörünü değerlendirmenizi istesek neler söylersiniz? Bu sektör özelinde ülkemizde yaşanan zorluklardan bahseder misiniz?

İstatistiklere dayanarak konuşmak gerekirse Türk sinema sektörünün günümüzde yaşadığı en temel sorunların başında izleyicilerin deyim yerindeyse sinemaya küsmüş olması geliyor. Bu durumu görmek için uzun zamanGÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM - SÖYLEŞİ - Mono – Ortadoğu Holding Kurumsal İletişim Mecrası aralıklarını incelemeye gerek yok. Çok geriye gitmeden, hatta yalnızca bu seneki verilere baktığımızda dahi geçen yıla kıyasla izleyici sayısının daha da düşmüş olduğunu görüyoruz. Bunların sebepleri olarak başta dağıtımcılarla yaşanan sorunları ve filmlerin vizyondayken dijital platformda gösterilmesini sayabiliriz. Dijitalleşmenin de etkisiyle söz konusu durumun etkisini uzun vadede de yaşayacağımızı öngörüyorum.

Son yıllarda dünyada Türk dizilerine ve filmlerine ilgi oldukça artmaya başladı, bir yapımcı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bu başarının altında yatan sebepler nelerdir?

Sizin de bahsetmiş olduğunuz üzere filmlerimiz, özellikle de dizilerimiz dünya çapında çok talep görüyor. Dizi ve filmler, bir ülkenin yumuşak gücüdür. 2000’li yılların başından itibaren endüstriyel, ekonomik ve sanatsal alanda önemli bir değişim yaşandı. Bu değişime paralel olarak da önce dizi ardından ise sinema sektörümüzdeki üretim, tüketim ve ihracatta kayda değer bir artış meydana geldi. Gördüğü bu ilgiye de bağlı olarak sektörümüzde gerek teknik gerekse kurgu bakımından hızla gelişmeler yaşanmaya başladı. Bu gelişmeleri, Türk sineması için çok değerli buluyorum.

Yaptığınız her proje ülke çapında ses getirdi ve sevilerek izlendi; toplumun filmlerinizi bu denli severek ve içselleştirerek izleyeceğini tahmin ediyor muydunuz?  

GÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM - SÖYLEŞİ - Mono – Ortadoğu Holding Kurumsal İletişim MecrasıÜlkemizde daha önce benzeri bulunmayan işlere imza attım ve atmaya da devam edeceğim. Oldukça etkili bir senaryoya sahip olmasına rağmen Ayla, benden önce bir sürü yapımcıya sunulmuş ve çekim aşamasına gidilememiş. Müslüm filmi de öyle oldu. Ben ise sanatsal değeri olan bu hikâyeler için taşın altına elimi korkusuzca koydum ve ciddi yatırımları göze aldım. Baktığınızda filmlerim Türkiye’nin en yüksek yapım maliyetine sahip yapıtlar arasında… Çünkü bu kahramanlar, bunca özeni hak ediyor. Bu memleketin insanlarının yaşanmış hikâyelerini gün yüzüne çıkartıyorum. Onlar bizim kendi kahramanlarımız. Örneğin; şimdi Naim Süleymanoğlu’nun hayatını filme çekeceğim. Onun ardından ise 1953 yılında batan Dumlupınar denizaltısında şehit olan askerlerimizin hikâyesini sanatseverler ile buluşturacağım.

Film konularınızı neye göre seçiyorsunuz? Özellikle üzerinde durduğunuz bir kıstas var mı yoksa yaşanmış olması sizin için yeterli mi?

Türkiye tarihi, ismini bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok kahramanla dolu. Bu gerçeklerin şimdiye kadar çekilmemiş olması, Türkiye sineması adına çok büyük ayıp ve kayıp. Filmlerimde bilinenin arkasını, herkesin bildiğini sandığı ama bilmediği ya da henüz farkına varmadığı gerçekleri anlatmayı seviyorum. Salt kurgudan ziyade bize ait olan yaşanmışlıkları perdeye yansıtmayı tercih ediyorum. Bana, “Neden süper kahraman filmi çekmiyorsunuz?” diye soruyorlar. Tarihimiz zaten başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere süper kahramanlarla dolu, niye kurgu bir süper kahraman hikâyesi çekeyim ki?

Geçmişte yaşanmış olayların işlendiği her filmin aslında toplum nazarında beğeni aldığı söylenemez; ancak sizin filmleriniz çok sevildi. Sizce toplum filmlerinizde neleri sevdi?GÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM - SÖYLEŞİ - Mono – Ortadoğu Holding Kurumsal İletişim Mecrası

Bir insan kendi tarihini, kendi insanını nasıl sevmez? Kimsesiz Ayla’yı Kore’de savaşın ortasında bulan, ona hem analık hem babalık yapan Süleyman amcamızı sevmemek mümkün mü? Süleyman Dilbirliği; Ayla’yı Türkiye’ye getirmek için çok çabalamış, getiremeyince yıllarca Kore’ye geri gitmek için uğraşmış. Ancak 50 yıl sonra kavuşmuş kızına… Bir diğer filmimde ise Ankara Casusu diye de bilinen, literatürde “yüzyılın casusu” olarak anılan İlyas Bazna’yı, yani Çiçero’yu konu edindim. Çiçero, tarihin akışını değiştirmiş bir isim. İşte insanlar, Müslüm’deki gibi bildiğini zannettiği ama hiç bilmediği bazı çarpıcı gerçekleri filmlerimle öğreniyor. Ben ve ekibim çoğu kimsenin haberdar bile olmadığı olayları gün yüzüne çıkartıyor ve bunları beyazperdeye aktararak izleyicilerle buluşturuyoruz.

Filmlerinizde kullandığınız müzikler de toplum tarafından çok sevildi. Bu seçimleri yaparken dikkat ettiğiniz hususlar neler, özellikle Müslüm filmindeki Adana’ya Gidek Mi? türküsünün bu kadar sevilip insanların günlük yaşamlarında kullanılacağını tahmin eder miydiniz?

GÜN YÜZÜNE ÇIKMAMIŞ HİKÂYELERİ BEYAZPERDEYE AKTARIYORUM - SÖYLEŞİ - Mono – Ortadoğu Holding Kurumsal İletişim MecrasıBir filmin müziği en az filmin bütünü kadar önemli… Çünkü müzikler, görüntüleri daha da etkili hale getiriyor ve unutulmaz kılıyor. Hatta müziğin bir süre sonra tüm filmin sembolü hâline geldiğine de sık sık şahit oluyoruz. Biz, Fahir Atakoğlu gibi değerli bestecilerle çalışıyoruz. Adana türküsünün bu kadar tutacağını evet, tahmin etmiştik.

Sıra Naim Süleymanoğlu’nun hayat hikâyesini anlattığınız filmde; bu eserde de bizleri bekleyen sürprizler var mı?

Naim Süleymanoğlu dünyanın örnek aldığı, adını spor tarihine altın harflerle yazdırmış, çok çok önemli bir isim. Böyle başarılara imza atmak kolay değil. Oralara gelene kadar bu insan neler yaşadı? Bulgaristan’da ne badireler atlattı? Türkiye geldikten sonra neler oldu? Fragmanı görmüşsünüzdür, yine çok güzel ve etkileyici bir film seyircileri bekliyor. Yönetmen koltuğunda Özer Feyzioğlu’nun oturduğu filmde, genç ve yetenekli oyuncu Hayat Van Eck de Naim rolünde karşımıza çıkıyor. Diğer sürpriz isimleri önümüzdeki günlerde açıklayacağız.